top of page

Pavel Vetrov ile Söyleşi

  • Yazarın fotoğrafı: Ali Kokal
    Ali Kokal
  • 10 Kas 2025
  • 4 dakikada okunur

Tasarım, yalnızca estetik bir arayış değil; aynı zamanda düşünce biçimini, yaşam tarzını ve bir bakış açısını ifade etmenin özgün bir yolu. Her sanatçı, kendi dünyasını şekillendirirken form, işlev ve duyguyu farklı oranlarda harmanlıyor. Bu çeşitlilik, tasarımı evrensel olduğu kadar kişisel kılan en önemli unsurlardan biri.


TALENT Insights: Tasarım Hikayeleri serimizin bu bölümünde, kendine özgü tasarım yaklaşımıyla sektöre yenilikçi bir soluk kazandıran, tasarımı “gereksiz gürültüyü ortadan kaldırmak” olarak tanımlayan ve Red Dot Award başta olmak üzere birçok ödüllü projeye imza atan Pavel Vetrov’u konuk ediyoruz. Kendisinin vizyonuna ve felsefesine yakından bakacak, tasarıma dair özgün ve derin yaklaşımlarını birlikte keşfedeceğiz.


Pavel Vetrov
Pavel Vetrov

Tasarıma nasıl başladınız? Çocukluk döneminizden veya ilk projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Tasarım yolculuğuma on yılı aşkın bir süre önce, 3D sanatçısı olarak başladım. O ilk dönem, biçimi, dokuyu ve mekânı neredeyse heykelsi bir şekilde görselleştirmeyi öğretti bana. Zamanla merakım, fiziksel dünyaya, iç mekânlara, mobilyalara ve her gün yaşadığımız nesnelerin duygusal etkisine doğru kaydı. İlk seri üretim ürünüm, 2014 yılında piyasaya çıkan Ollly masa idi. Bu proje benim için bir dönüm noktasıydı; sadece mobilya tasarımındaki ilk çıkışım değil, aynı zamanda Red Dot Award dâhil olmak üzere birçok ödül kazandı.


Tasarım yaklaşımınızı “gereksiz gürültüyü ortadan kaldırmak” olarak tanımlıyorsunuz. Bu ifade sizin için ne anlama geliyor?

Gereksiz gürültüyü ortadan kaldırmak derken, netlik, niyet ve duygusal odaklanma temeline dayanan bir tasarım felsefesinden bahsediyorum. Benim için bu, işlevsel, estetik veya duygusal olarak belirli bir amacı olmayan her şeyi ayıklamak ve sadece gerçekten anlamlı olanı bırakmak demek. Bu, “minimalizm uğruna minimalizm” değil; biçimde dürüstlüğün bir arayışı. Pratikte bu yaklaşım, büyük bir disiplin gerektiriyor. Her eğri, her malzeme, her bağlantı varlığını haklı çıkarmalı.


En gurur duyduğunuz projeniz hangisi ve neden?

Açıkçası, en çok gurur duyduğum tek bir projeyi seçmem zor. Her biri büyük bir işbirliği emeğinin ürünü; yalnızca benim değil, aynı zamanda üreticilerin, mühendislerin, zanaatkârların ve bir fikri hayata geçiren herkesin ortak başarısı.


Üretim sürecinin en zorlu yönü sizce hangisi?

Üretim sürecinin en zorlu yönlerinden biri, tasarım bütünlüğü ile gerçek dünya kısıtlamaları arasında doğru dengeyi kurmak. Genellikle tek bir etken değil; malzeme seçimi, üretim ortakları ve maliyetler derin bir şekilde birbirine bağlı. Malzeme seçimi, örneğin, asla yalnızca estetik bir tercih değil; dayanıklılığı, sürdürülebilirliği, dokunsal deneyimi ve zaman içindeki yaşlanma biçimini etkiliyor. Ancak ideal malzeme bulunsa bile, maliyet veya üretim kısıtlamaları nedeniyle uygulanamayabiliyor. Üretim ortaklarıyla çalışmak da ayrı bir karmaşıklık yaratabiliyor.


Bu sadece teknik yeterlilikle ilgili değil; aynı zamanda ortak değerler, detaylara özen ve denemeye istekli olmakla ilgili. Güven inşa etmek zaman alıyor, çünkü bazen en yenilikçi fikirler geleneksel üretim yöntemlerini yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Elbette maliyet unsuru her zaman arka planda mevcut. Zorluk, tasarımın duygusal ve işlevsel özünü koruyarak bütçe sınırları içinde kalmak. Çoğu zaman, kısıtlamalar doğru yaklaşımla daha rafine çözümler doğurabiliyor. Sonuç olarak, en zoru, tüm bu unsurları nesnenin “ruhundan” ödün vermeden hizalamak diyebilirim.



Markalarla nasıl işbirliği yapıyorsunuz? Onlarla çalışırken yaratıcı süreç nasıl ilerliyor?

Markalarla işbirliği her zaman bir diyalogdur. Değerlerin, vizyonların ve olasılıkların karşılıklı alışverişi. Çizimlere veya kavramlara başlamadan önce markanın duygusal DNA’sını anlamaya çalışırım: Ne savunuyorlar? İzleyicileriyle nasıl bir ilişki kurmak istiyorlar? Mevcut hikâyelerinde ne eksik? Buradan itibaren yaratıcı süreç gelişiyor.


Genellikle önce kavramsal bir çerçeve öneriyorum; ardından malzeme, form ve işlev konularına geçiyoruz, her aşamada markanın kimliği ve üretim gerçekleriyle yeniden uyum kontrolü yapılıyor. Bu tür işbirliklerinde şeffaflığa ve karşılıklı saygıya büyük önem veriyorum. En iyi sonuçlar, her iki tarafın da keşfetmeye açık ama aynı zamanda uygulanabilir olana sadık kaldığı durumlarda ortaya çıkıyor. Her işbirliği farklı, ancak amaç her zaman aynı: markanın hikâyesiyle ve kullanıcının deneyimiyle uyumlu, özgün ve akılda kalıcı bir şey yaratmak.


Tasarım trendleri sizi nasıl etkiliyor? Aktif olarak takip ediyor musunuz?

Tasarım trendleri kültürel ritmin bir parçası; değerlerdeki, teknolojilerdeki ve duygusal ihtiyaçlardaki değişimleri yansıtıyorlar. Ben trendleri doğrudan benimsemek yerine gözlemler, analiz eder ve yorumlarım. Özellikle yeni malzemeler, yaşam biçimleri veya tasarımda yeni duygusal diller ortaya koyduklarında ilham verici olabiliyorlar.


Sürdürülebilir tasarım ve çevre dostu malzemeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sürdürülebilirlik niyetle başlıyor. Bu, fiziksel, duygusal ve kültürel olarak uzun ömürlü nesneler tasarlamak anlamına geliyor. Yani, iyi yaşlanan, tamir edilebilen veya geri dönüştürülebilen ve üretiminde aşırı kaynak tüketmeyen malzemeleri seçmek gerekiyor. Ancak aynı zamanda, insanların elinde tutmak isteyeceği, atmayacağı tasarımlar yaratmak da önemli. Duygusal dayanıklılık, fiziksel ömür kadar önemli. Sonuçta sürdürülebilir tasarım, gezegene, ürünü yapan ve kullanan insanlara ve her bir nesne aracılığıyla şekillendirdiğimiz geleceğe duyulan saygıyla ilgili.



Yaklaşan proje fikirleriniz veya kişisel hayallerinizden bahseder misiniz?

Yaklaşan projelerimde özellikle yeni markalarla çalışmak ilgimi çekiyor. Deneyime açık, dürüst tasarımı önemseyen ve ürünlerinde duygusal derinlik arayan markalarla. Ortak yaratım sürecini, yani doğru formu, anlamı ve malzemeyi birlikte arama sürecini seviyorum; fikirlerin diyalogla doğduğu ve benzersiz bir kimlik kazandığı bir süreç bu. Kişisel düzeyde ise sürekli öğrenmek -yeni teknolojiler, kültürel bağlamlar veya nesneler aracılığıyla hikâye anlatmanın farklı yolları- benim için çok önemli. Tanıdık çözümlerle sınırlanmamak, hem görsel hem kavramsal olarak ufkumu genişletmek istiyorum. Hayalim mi? Kültürleri birbirine bağlayan, biçim aracılığıyla hikâyeler anlatan ve insanlarla uzun süre bağ kuran projeler üretmek. Ve elbette, bu özgünlük ve anlam arayışını paylaşan insanlarla birlikte çalışmak.


Türkiye’deki ya da dünya genelindeki insanlara ne tür ilham veya tavsiyeler verirsiniz?

Kendi kültürünüze karşı meraklı olun, ama aynı zamanda dışa da bakın. En güçlü fikirlerin bazıları, gelenekle yeniliğin, yerel zanaatkârlıkla küresel diyaloğun beklenmedik kesişimlerinden doğuyor. Türkiye, malzeme, desen ve hikâye anlatımı açısından çok zengin bir mirasa sahip. Bu mirası çağdaş tasarım yoluyla yeniden yorumlamakta büyük bir potansiyel var. Sizi duygulandıran şeylerle çevrenizi sarın: şiir, mimari, doğa, müzik, sessizlik… İlham her zaman tasarımın kendisinden gelmez; çoğu zaman nasıl yaşadığımızdan, ne hissettiğimizden ve yavaşladığımızda fark ettiklerimizden gelir.


Verdiğiniz değerli bilgiler ve katılımınız için çok teşekkür ederiz.

Davetiniz için asıl ben teşekkür ederim.


Mobilya tasarımcısı Pavel Vetrov ile söyleşi blog kapağı

TALENT Insights: Tasarım Hikayeleri serimizin bu bölümünde, değerli tasarımcı Pavel Vetrov’u konuk ettik. Tasarım vizyonu ve felsefesi üzerine paylaştığı ilham verici görüşleri için kendisine teşekkür ediyor, bu söyleşinin okurlarımıza ilham olacağına inanıyoruz. Bir sonraki yazımızda yeniden buluşmak üzere, sağlıcakla kalın!

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page